atv’de ekrana gelen Aşk Bir Hayal dizisinde Asmin karakterini canlandıran Nehir Erdoğan, sürekli ağlamaktan bunalmış.
Asmin’in dinmeyen gözyaşları nedeniyle sinirleri bozulan Nehir Erdoğan, “Benim de artık ağlamaktan içim sıkılıyor, psikolojim bozuluyor. Ama Asmin, çocuğu bulunana kadar ağlayacak” diye konuştu.
Hürriyet’e konuşan Nehir Erdoğan, oyunculuktan büyük zevk aldığını ancak “Çok iyi bir oyuncuyum” cümlesini de asla kullanmadığını belirtti.
Aşk Bir Hayal dizisinin 32. bölümü 16 Mayıs Pazar günü ATV ‘de.
Aşk Bir Hayal en son bölüm özeti
Cenazeden sonra Mardin’de beklenmedik bir sessizlik vardır. Altay, Ardil ve asker arkadaşları Miran’ın mutlaka açık vereceklerini düşünür. Ardil ve patnoslu mezarlıkta nöbet tutarlar. Gece geç vakitte Miran tahmin edildiği gibi annesinin mezarı başına gelir. Altay’lar yetişene kadar mezarlıkta çatışma başlar.
Ardil yaralanmış, Miran’lar kaçmıştır. Altay Miran’ın peşinde Mardin’den Harran’a amansız bir takibe başlar. Asmin ve Altay için bu takip oğullarına kavuşmak için belki de yakaladıkları son şanstır. Ailenin diğer yarısı da hastanede Ardil’in ölüm kalım savaşına tanıklık etmektedir.
atv ekranlarında beğeniyle izlenen ‘Aşk Bir Hayal’ dizisinde Nehir Erdoğan’ın babası Peyman Ağa rolüyle izleyici karşısına çıkan Macit Sonkan, canlandırdığı karakterin bilindik ağa klişesinden uzak, farklı bir Güneydoğu ağası olduğunu belirtiyor. Macit Sonkan dizi sürelerinin çok uzun olmasını da eleştiriyor ve “Oyunculukta ve yapılan işin bütününde kalitenin düşmesine neden olan bu 90 dakikalık süre sonucunda, ortaya sadece geçiştirilmiş, kötü işçiliğe sahip, kalıcılığı olmayan, kısa ömürlü bir ürün çıkıyor” diye konuşuyor. İşte Sonkan’ın oyunculuk ve sinema üzerine anlattıkları…
İŞ AHLAKIM HEP ÖNDEDİR
Canlandırdığınız Peyman Ağa’yı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Farklı bir Güneydoğu ağası. Bilindik ağa klişesinden uzak. Sorumluluk duygusu yüksek bir baba. Dürüst ve temiz. Ne töre, ne ağalık ne de servet sahibi olmak önemsediği olgular değil. Ağa yönü ve Kürt kişiliği silik tutulmuş bir karakter. Peyman Ağa böylece insan olarak daha evrensel bir boyut kazanıyor.
Şu zamana kadar rol aldığınız projelerde kendinize neleri ilke edindiniz?
Nitelikli projelerde, nitelikli insanlarla yüksek kalitede bir iş çıkarmak ilkesini değerli buluyorum. Performansta mükemmele en yakın noktaya ulaşmayı, rolün hakkını vermeyi, gereğini yapmayı ve bunun bedelini ödemeyi kabul ediyorum. Nedir bedeli? Sahip olduğum karakteri başka bir karakterle buluşturmak ve bu buluşmadan yeni bir karakter yaratmak. Çalışmalarımın hepsinde iş ahlakını önde tutarım. Kendi alanıma müdahaleye izin vermem, başkasının alanına da girmemeye dikkat ederim. Çalışma uyumuna veririm.
BİZDE KÜLT BİR SİNEMA YOK!
Türk sinemasının gidişatını siz nasıl buluyorsunuz?
Şimdi bu konuda biraz ukalalık yapacağımı önceden belirtmek isterim. Türk sinemasında Yılmaz Güney sineması dışında kült olmuş bir sinemadan söz etmek çok zorlama olur. Oyunculukta söylediğimiz gibi burada da tek tek iyi sinema filmlerinden söz edebiliriz. Ama bir Passolini’yi bulmak, bir Fellini becerisine ulaşmak için daha çok uzun bir yol olduğunu söyleyebilirim. Eğer standardımız Türkiye içinde bir değerlendirme yapmaksa, belki bir gelişme var diyebiliriz. Ama evrensel anlamda bir sinemanın varlığından söz edemeyiz. Ana kronik konular, imitasyon düşünceler, pazar etkileri, manipülasyon için seçilen oyuncular ve çeşitliliğe kapalı bildik endüstriyel tekrarlar, Türk sinemasının içine düştüğü bir kısır döngüdür. Eğer bir hedeften söz edilecek olunursa, bu hedef ait olduğumuz kültürü, özgür bir ifadeyle anlatmak olmalıdır.
Türkiye’deki yeni nesil oyuncuları başarılı buluyor musunuz?
Yaşadığımız ülkenin, kültürün ve zamanın bireyleriyiz. Günümüzün niteliklerini taşıyoruz. Her nesil kendine öz nitelikleri sergiliyor. Yeni nesil oyuncuların arasında daha cesur ve özgür oynayanlar var, bu bazen projenin cesurluğundan da kaynaklanıyor. Daha çok duygu gösteriyorlar, öz güvenleri daha güçlü. Sadece oyunculuk alanında değerlendirme yaparsam, her nesilde tek tek evrensel boyutta oyuncular olduğunu söyleyebilirim.
TÜRK İŞİ TİCARET!
Sinema ile tiyatroyu birbirinden ayıran nedir?
Bildik tiyatro ile bildik sinema arasında ayırıcı olan tekniktir. Bu alışıldık soru elmayla armudu karşılaştırmak gibi oluyor. Birkaç oyuncu, seyirci ve bir-iki yönetmenden başka ortak hiçbir yanları yok, ama sanattan söz edilecekse, sinema ve tiyatronun ayrılamaz birliktelikleri vardır.
Dizilerin 90 dakika çekilmesi hakkında siz ne düşünüyorsunuz?
Türk işi ticaret diye düşünüyorum. Oyunculukta ve yapılan işin bütününde kalitenin düşmesine neden olan bu 90 dakikalık süre sonucunda ortaya sadece geçiştirilmiş, kötü işçiliğe sahip, kalıcılığı olmayan, kısa ömürlü bir ürün çıkmaktadır. Reyting kaygısı, reklam kaygısı, bütçe kaygısı ve rakamlar yapılan işin kalitesini belirlemektedir. İşimiz sanat değil, para getirecek ticari bir tüketim malı üretmektir.
Uzun yıllardır emek verdiğiniz bu sektörü hiç bırakmayı düşündüğünüz oldu mu?
Bütün sektörlerin temelinde aynı mekanizmalar yatıyor. İnsan da her sektörde aynı insandır. İnsanın bir sektörde emek vermesi gerekiyor. Bu sektörü seçmiştim, bu sektörde kaldım. Ancak bu sektörde kazık çakmayı düşünmüyorum. Zamanı gelecek ve ben bu zamanı geciktirmeye çalışmayacağım.
Her dalda kuş olmak bana göre değil!
İleriki zamanlarda sizi sahnede değil de, yönetmen koltuğunda görebilecek miyiz?
Bir mesleğim var zaten, o da oyunculuk. Her dalda kuş olmak istemiyorum, bana göre değil. Meslek adına yakışır ve iyi bildiğim şeyi yapmaya çalışıyorum. Herkese de bunu tavsiye ederim. En azından kaliteyi düşürmeyiz! Dayatılan yaşamın dışında ikinci bir yaşamımızın olmasını dilerim!
Düşlerinizi parayla sınırlandırmayın
Oyunculuğunuzun yanı sıra; bir eğitimcisiniz. Çeşitli seminerlere önayak oldunuz. Bu mesleğe adım atan gençlere ne gibi tavsiyelerde bulunuyorsunuz?
Bunu bir meslek olarak seçiyorsanız, bu sektörde nasıl olsa kendinize bir yer bulursunuz. Mesleğin dışında tedirginlikleriniz, arayışlarınız ve tutkularınız varsa, cehenneme hoş geldiniz. Düşleriniz artık parayla sınırlı olmayacaktır. Boş olan zirveye doğru tırmanışınız hep zorlu olacaktır. Belki Andre Breton’la sarhoş olacaksınız, Flaubert ile aptal olacaksınız, Dostoyevski ile ruhunuza kavuşacaksınız. Jean Genet ile ruhunuzu kaybedeceksiniz, Virginia Woolf ile deli olacaksınız. Melih Cevdet Anday’la taş taş üstüne söz koyacaksınız, Sokrates’le cehaletinizi artıracaksınız ve daha çoğuyla besleneceksiniz. Var mısınız? Yol sizin, gençler.
Gümüşhane’de yaşayan S.G. adlı 34 yaşındaki bir kadının, “Bu adam çok kötü, onu vuracağım” yazılı bir not bırakarak evinden ayrıldığı, ailesinin ihbarı üzerine de jandarmalar tarafından Şebinkarahisar’da otobüste yakalandığı ortaya çıktı. İstanbul’a doğru yola çıkan S.G.’nin çantasında kuru sıkı tabanca bulundu. S.G.’nin yakalanmasıyla rahat bir nefes alan Kılıç için sette geniş güvenlik önlemleri alındı.
Bu kez Aşk bir hayal birinciliği aldı ama rakibiyle farkı da epey azdı. Aşk bir hayal %7.56 reyting ve %18.86 share ile günün en çok izlenen ismi oldu. atv’yi zirveye taşıyan Aşk bir hayal’in yakın takipçisi Arka Sıradakiler, %7.46 izlenme oranı ve %18.72 izlenme payı ile ikinci sıradaki isimdi.
Bkm Çok güzel hareketler bunlar, %6.98 reyting ile 3. sırada yer alırken, Survivor %5.09 reyting ve %12.62 share ile günü 4. sırada tamamladı. Efsane aşk hikayesi ‘Titanic’ ise star tv’yi tüm izleyicilerde de AB grubunda da 7. sıraya taşıdı.
AB grubunda günün birincisi %8.62 reyting ve %23.34 share ile Çok güzel hareketler bunlar oldu. Surivor %6.12 reyting ve %16.08 share ile 2. sırada yer aldı. Aşk bir hayal %4.14 izlenme oranıyla 6. sıranın sahibi olurken, Arka Sıradakiler tüm izleyicilerdeki başarının çok gerisinde, %2.70 reyting ile 11. sırada kendine yer buldu.
Son Yorumlar